26 Mayıs 2007

"Türkiye'yi Olağanüstü Günler Bekliyor"


Radikal'in yeni yazarlarından Gökhan Özgün'ün bir fıkrası ile başlayalım yazımıza. Sonra da başka bir bakış açısıyla tatlandıralım konuyu...

Bir Türk ölmüş, cennete gitmiş.
Tanrı ona demiş ki, 'Sen benim sevgili bir kulumsun, dile benden ne dilersen.'
Türk, hiç sektirmeden hemen cevap vermiş.
"Hava durumunun bile insanı şaşırtamadığı, sıradan, basit, 'olağanüstü olmayan' tek bir gün istiyorum. Ömrümde hiç görmedim de" Tanrı, "Tamam" demiş, "İstediğin bu olsun, sana öyle 'olağan' bir gün vereceğim ki, tek bir ağacın tek bir yaprağı bile zamansız kıpırdamayacak. Burası cennet, sana 'olağanüstü olağanlıkta' bir gün veriyorum, tadını çıkar."
Türk, müthiş bir heyecanla Tanrı'nın huzurundan ayrılmış.
Ertesi gün Tanrı Türk'e sormuş, "Nasıl aradığın huzuru buldun mu? Günün tadını çıkardın mı?"
"Çıkardım efendim" demiş Türk, "Nasıl güzeldi, size anlatamam."
Tanrı sormuş, "Peki ne yaptın bu güzel günde? Söyle, beni bile meraka düşürdün, cennete pek rastlanmayan bir durum bu."
"Uzun süredir 'huzur' bulup yazamadığım bir yazı vardı, onu yazdım" demiş, Türk.
"Nedir bu yazının konusu Allah aşkına?"
diye sormuş, Tanrı.
Türk, yine hiç sektirmeden cevap vermiş.
"'Türkiye'yi olağanüstü günler bekliyor!', yazının başlığı bu efendim."


Böyle bir söylemle Türkiye'de birisinin karşısına dikilirsen, sadece ağzıyla değil her tarafıyla gülmesine izin verirsin karşındakinin. Böyle bir memleket işte, her dakikada ayrı bir tantana kopuyor. Hiçbir ülkenin medyası bizim kadar 'flash' haberler ile meşgul olmuyordur herhalde. E bu kadar tantana koparken, ülkenin şu anını ve geleceğini şekillendiren olaylar ceryan ederken de, biz gençler ve de benzer durumlarla ilgili kesimler de sürekli kafa patlatıyor; şöyle olsaydı daha iyi olurdu, bak şuraya yazıyorum bu aday olacak, eminim ki bu böyledir de şu değildir, amerika böyle, ab ise şöyle vs vs.


Böyle böyle, beynimizi, dimağımızı, körpe kalması gereken taraflarımızı gündemdeki meselelere feda edince, bu konuları tartışmadan önce lazım olan temellerden yoksun kalıyoruz. Gecekondu inşa ediyoruz bir nevi. Alt taraflar görünürde sağlam. Üst kata da çıkabilirsin, basamaklar var. Ama en ufak bir sallantıda, tereddütte diyelim, ya da bilgi eksikliğinde, bina tepene yıkılıyor. Temellerden yoksun olmamızdan dolayı.

Gündeme suç atmak da istemiyorum o kadar da. İnsanlarımız da ne kadar temel bilgileri öğrenmeye yatkın bilmiyorum, emin olamıyorum. Zaten kimi insanın, gazete dergi okuması ve kendini biliyor hissetmek istemesinin nedeni, günlük-gündelik sosyal ortamlarda egosal tatmin kıyılarında rahatça gezebilmek ve sosyal bir üstünlük sağlamak. Kahve köşelerinde fenerin, cimbomun kimi transfer etmesi gerektiği, hangi taktikle oynaması gerektiği muhabbetleri bu amaca hizmet ederken, daha üst tabaka kesimlerin dil alışverişlerinde politika ve ekonomi bu görevi görüyor. Hele bir de gündem sıcaksa, bir cumhurbaşkanı seçiliyor ya da bir saldırı mevzubahis olmuşsa, bahsettiğim kesimler bayram ediyor. (kendi kendimize bir eleştiri yaptığımın farkındayım ama bu farkındalıkla da amaçladığım şey, o kesimlerde bir payımız varsa, onlara özendiğimi oluyorsa arada, bundan kurtulmak, o kesimlerden sıyrılmak)

Yine de azınlıkta kalan kesimin bilinçli tartışmalarını parantez dışında tutuyorum. Sadece sosyal statüde kendine genişçe bir yer açmak için değil de, kendini geliştirmek için, sadece karşısındakine fikir üstünlüğü sağlamak için, onu ikna etmek için değil de, karşıdakinin açısından düşünme, empati yapma ve kendi fikirleri üzerine yeni fikirler inşa edebilmek için tartışan, konuşan insanlar parantez dışında. Onlardan daha fazla olmalı. Daha fazla olmalı ki, bu konuştuklarımız havada kalmasın. Ülkenin ileri gelenlerinden, yönetimindekilerden biri olmak şart değil. Bizler geride kalan, kamuoyunu oluşturan bireyleriz. Seçmeniz. Yani aynı zamanda yönetenleriz.

Zaten, yukarıda bahsettiğim sosyal statü 'kasıntısında' olmayan bireyler, illa bakan, başbakan olmamak gerektiğini, ülkenin gidişatında oyları ile yön verme kabiliyetine sahip olduklarının farkındalardır.

Diyeceğim o ki, okuyalım, tartışalım, öğrenelim, dinleyelim. Ama uzun vadede... İki gün önce gazetede okuduğun anektodla hava atmanın kime ne faydası var?

3 adet yorum:

Emir Bey dedi ki...

batu bey im onu bunu geç de çok okumak lazım her şeyi okumak lazım benim gibi üşenmemek lazım bilgi küpü olmak lazım bir de politika okuyorum göya :D of of yazık bana :D

masuda dedi ki...

uğur mumcu'nun sevdiğim bir sözü var: bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz. güncel tartışmalarda eksikliğini gördüğüm en önemli eksikliktir.
türk'ün oturduğu yerden dünya'yı kurtarmak ve olaya olumsuz bakma kabiliyetini(!) geçiyorum. ekonomi bilmeyen ortalama vatandaş türk ekonomisini düzlüğe çıkaracak çareleri söylüyor, nefes tüketiyor. devletler arası güç dengelerini hesaba katmadan asalım keselim saldıralım, 20 senelik sorunu bir operasyonla halledelim sevdasındalar.
evet bilgili olmalıyız ama bu flash haberlerin ardından gelen bilgi bombardımanından evvela kendi çabamızla uğraşımızla, olayları anlamak için edindiğimiz birikimle olmalı. gündemi türk basınından takip etmek gibi bir hataya düşmüyorum. çünkü bilginin içine yorumu katarak halkı yönlendirme çabası var. bakıyorsunuz; bir patlama oluyor, falancalar yaptı iddiaları...
gazete zaten yüzeysel birşey uzun boylu okunacak gibi değil. zihnin 10 parçaya bölünüyor: spor, ekonomi, siyaset, 3. sayfa haberleri...
doğru olanı temel kaynakları okumak galiba. gündemle çok meşgul olmamak.

batu dedi ki...

güzel yorumların için teşekkürler masuda, paralel düsünüyoruz.

özellikle türk basının bilginin içine yorum katma sevdasından dolayı bizler de ister istemez sürekli kendimizi yorum yaparken buluyoruz sanırım. bilgi sahibi olmayı düşünmeden.

işte orada bir boşluk var, bilgi sahibi olmak, temellerden başlamak...