25 Ekim 2007

Ertuğrul Özkök Üzerine


Özkök'ü şu aralar -aslında şu aralardan kastım 'epeydir'- eleştirmek ve yerin dibine sokmak moda oldu. Eline klavye geçiren giydiriyor, lafından anlayacak bulan da evirip çeviriyor dost meclislerinde.

Ertuğrul Özkök'ü ilkeli bir basın insanı olarak görmeyin. "O, yazdıklarıyla kamuoyunu doğru yönlendirmek ve bilgilendirmek zorunda" gibi düşünmeyin. Özkök kendisini bir organizasyon lideri olarak görüyor ve ben de ona karşı yürütülen bütün bu içi boş veya dolu yaylım ateşleri arasında farklı düşünmek için zorluyorum kendimi.

Hürriyet'in, Aydın Doğan tarafından satın alınmasından sonra, özellikle Özkök'ün yayın yönetmenliğine başladığı andan itibaren gittikçe güçlenmesi ve kendi tabirleriyle "medyanın amiral gemisi" olması boşuna değil. Siz ne derseniz deyin, ne kadar bok atarsanız atın, Özkök son derece başarılı bir "cambazdır", kendi deyimiyle.

Kimi zaman gündeme göre hareket eder, kimi zaman iş ve siyaset dünyasında patronunun işine gelecek kamuoyu yönlendirmelerine önderlik eder, kimi zaman gazetenin satış rakamlarına bakarak yolunu çizer, kimi zaman da halkın duymak istediklerini anlatır halka.

O bu uğurda gözünü karartmış ve kendine yeni ilkeler, yeni yollar, yeni stiller yaratmıştır. Onun Hillary Clinton ile beraber bulunduğu davette yaşadıklarını anlattığı yazısı da olur, Abdullah Gül ile yaptığı samimi telefon konuşmalarını aktardığı yazısı da olur. Bazen de, dediğim gibi, halkın nabzına dayar şerbeti. Şu sıralar yaptığı savaş yanlısı yayınlar gibi. Tirajlar Çölaşan'ın gidişiyle aşağı doğru seyrederken, o bir şekilde almalıydı ipleri eline. Bu yolu seçti. Bu militarist üslubu gazetenin arka sayfalarındaki Tufan Türenç ya da Rahmi Turan kullansa -ki kullanmıyor değiller- ormandaki 10 kaplan gücünde bir muhalefet oluşmaz. Ama onun köşesi dikkat çeker her zaman, çünkü o her ne kadar bir salon insanı olsa da halkın dilinden konuşabilmektedir.

Zaten popüler ikonlardan her dayatılanı almaya koşullanmış halkın seviyesinden gitmek ve o bilinci üst seviyeye çıkarmak kaygısı yoktur Özkök'ün. Çünkü bu yoldan gidenlerin çokça kaybettiğini biliyordur. Bu kadar idealist olmaması da onun 17 yılı aşkın süredir aynı yönetmenlik koltuğunda oturabilmesini sağlamıştır.

O okuyucuyu müşteri gibi görür. Müşteriye hizmet sonsuzdur ve müşterinin isteği bellidir. Müşteri dediğin aynı zamanda kalite ister. Belki hakiki kalitenin ne olduğunu bilmeyebilir ve aslında bu yüzden kaliteli görüneni, algılananı da kabul eder. Hürriyet'in imajı kaliteli görünme üzerine kuruludur.

Hürriyet'in ne kadar iyi bir imaja sahip olduğunu bilir herkes. Çok uzun zamandır bu imajını bozmadı ve daha uzun bir zaman için de kredisi var. Bunlar Özkök'ün yayın politikasının getirileri. İktidarla iyi anlaşmak da, onunla bozuşmak da zaman içinde olabilecek ihtimallerdir. O, ekonomiyi iyi de gösterebilir, kötü de. Halk açsa ve iktidar başarısızsa ve fakat gazetenin iktidara yaranması gerekiyorsa "ekonomi yolunda, çok daha iyi günler bizi bekliyor" der ve iktidara iyi gözükür, aç olan halka da istediği umudu verir. İktidardan alacağı varsa, "ekonomi kötü gidişte" der, aç olan halk "hakkaten yahu" diyerek karşılar ve halkın dilinden anladığı için halka yine yaranır. Hürriyet'in ve Özkök'ün halk nezdinde güvenilirliği sonsuzdur ve bu tepeden inme bir başarı değildir. Zaman içinde oluşmuştur.

O bir iş adamıdır, organizasyon lideridir, cambazdır. Olmak istemediğimizdir ama aynı zamanda olmak istediğimizdir. Saldırmak istediğimiz ama aynı zamanda yanında bir yer almak istediğimizdir.

Olayları herkesin anlattığı gibi görmek mümkündür. Ona saldırmak mümkündür. Bir de farklı açıdan bakmak gerekir. O başarılıdır.

Yarın yine Hürriyet alacak ya da web sitesine gireceksiniz. "Yine ne yazmış şu Ertuğrul?" diyeceksiniz. Yine küfredip kapatacaksınız pencereyi. Ama bilin ki, onun hedef kitlesi siz değilsiniz. Siz herkes değilsiniz, azınlıksınız.

Ve onun oyunundaki piyonlardan biri olarak, onu eleştirme görevini yerine getireceksiniz. Kimisi eleştirecek, kimisi beğenecek. Oyun böyle böyle devam edecek.

3 adet yorum:

ozgur250 dedi ki...

:))

övgü dolu bir yazı.hırsız ya da katili övmek gibi,bir "cambaz"ı övmek.sevdim üslubu yine,eline sağlık...

ucanbalik dedi ki...

bu adamın piyonu olmaya hiç niyetim yok, eminim kimsenin yoktur..

hurriyet okuyorum, eğlendiriyor beni. Halka 'göbeğini kaşıyan adam', 'bidon kafalı' diyenlerin daha sonra 'halkın kalbinde ki yerlerini' nasıl anlattıklarını ve içinde bulundukları paradokslar iklimini görmekten keyif alıyorum..

mesela ben hurriyet okumasam, şu yazıda ki keyfi nerede bulabilirim?

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=7561235&yazarid=2

bunlar hurriyet okumam için sadece bir kaç neden..

evet, okumaya devam edeceğiz.. ve bu burjuvaların halka tepeden bakıp, daha sonra 'halkın kalbinde ki yerlerinden' bahsetmelerini görüp güleceğiz..

Vincenzo dedi ki...

Hürriyet asla almam. Babam alır. 25 yıllık gazeteci. Bir bildiği vardır diyorum alıyorsa. Ancak Hasan Cemal ve Ertuğrul Özkök'ü asmak istiyorum. Evet asmak. Antidemokratik bir eylem yapmak yani. Sokiyim demokrasisine. Demokrasi bu ülke insanına az gelir. Şark kültürüyle bezenmiş bir halka neyin "aşırı" demokrasisi..